| Önceki başlık :: Sonraki başlık |
| Yazar |
Mesaj |
umutberna Üye

Kayıt: Dec 28, 2007 Mesajlar: 265 Nerden: BURSA
|
Tarih: Pts May 24, 2010 10:48 am Mesaj konusu: Köşe Yazıları (Mayıs-Ağustos 2010) |
|
|
| 4'er aylık periyotlar halinde beğendiğimiz köşe yazılarımızı bu bölümde paylaşıyoruz. |
|
| Başa dön |
|
 |
umutberna Üye

Kayıt: Dec 28, 2007 Mesajlar: 265 Nerden: BURSA
|
Tarih: Pts May 24, 2010 11:55 am Mesaj konusu: Yazuz Saltık - 20 Mayıs 2010 - Günebakış Gazetesi |
|
|
Trabzonspor neden büyük?
Türk futbolunun tek ve gerçek devrimci takımı olan Trabzonspor yine bir ilke imza atarak kendinden sonra şampiyon olacak olan Anadolu takımını da belirledi. Bunu yaparken bir taşla kuş katliamı yapan Trabzonspor ezeli rakibi Fenerbahçe’yi de derin bir komaya soktu. Bu koma halinden bir camianın nasıl çıkması gerektiğini merak edenlere 1996 yılından bu yana Trabzonspor’un hikayesine bakmalarını önermekten başka elimizden gelen bir şey yok.
Fenerbahçe’nin Trabzonspor ile berabere kalması sonucu ortaya çıkan tabloyu yorumlayan ulusal medya her zamanki gibi sınıfta kaldı. Adı Radikal kendi “Tırsak” olan bir gazetemiz 2 tam sayfada anlatmaya çalıştığı Bursa’nın başarısı ile Fenerbahçe’nin derin üzüntüsünü haberlerinde sadece 2 cümlede Trabzonspor’dan bahsederek tarif etmiş.
Maç öncesinde kıt akılları ile Trabzonspor’u hükümetteki bakanlardan, Bizans basınının kalemşorlarına kadar baskı altına almaya çalışanlar, sahada oynadığı kişilikli oyunu görüp zerre utanmışlar mıdır bilinmez ama maç bittiğinde yeni şampiyonu belirleyenin Trabzonspor olduğu gerçeği o utanmaz suratlara bir tokat gibi inmiş oldu.
Trabzonspor’un bu davranışı başlı başına bir büyüklük göstergesi olmasının yanı sıra aynı zamanda Türk futbolunda yer edinmek isteyen diğer takımlara ders niteliği taşıyan yönlerinin olduğunu unutmamak gerek.
Dün gece son düdükle birlikte Bursa şehri şampiyonluğu kutlamaya başladı. Bu kutlamalara az sayıda Bursalının yaşadığı kentlerdeki cılız kutlamalar da eklendi. Bursaspor’un kardeş kulübü olan Ankaragücü taraftarının bu konuda istisna oluşturması tek istisna idi. Bu demek değildir ki Bursaspor’un şampiyonluğu diğer şehirlerde kutlanmadı. Taraftarlar taşkınlık yapıp birbirlerine girmedi. Klasik bir şampiyonluk sevincinde yaşanması beklenen her şey Bursaspor’un şampiyonluğunda da yaşandı. Ben örneği Adıyaman’dan vererek Neden Trabzonspor Türkiye’nin en büyük futbol başarı hikayesidir onu anlatmak istiyorum.
Bursaspor’un şampiyonluğu tüm yurtta ve KKTC’de de kutlandığı gibi Adıyaman’da da kutlandı.
Ama bir farkla...
Kavga edenlerden hiç bir taraf Bursaspor taraftarı değildi. Kavga eden gurupların bir tarafı Fenerbahçe diğer tarafı ise Fenerbahçe’nin şampiyon olamamasına sevinen Galatasaray ve Beşiktaşlılardı.
Trabzonspor şampiyon olduğunda ülkenin hiç bir santimetrekaresinde bu sahneyi göremeyeceğimizi bildiğimiz için bir kez daha Trabzonsporlu olmaktan gurur duyduk. Bursa’nın veya Trabzonspor olmaya heveslenen tüm Anadolu takımlarına Adıyaman’daki kavga örnek olsun.
Bursaspor bu başarısını tekrarlayabilir ve yeniden şampiyon olur mu diye soranlara cevabım şudur: Hele Levent Kızıl federasyondan bir ayrılsın o zaman konuşuruz. |
|
| Başa dön |
|
 |
umutberna Üye

Kayıt: Dec 28, 2007 Mesajlar: 265 Nerden: BURSA
|
Tarih: Sal May 25, 2010 4:36 pm Mesaj konusu: 25 Mayıs 2010 - haber61.net - Yazar:Cevat OCAK |
|
|
TS yönetimi başarılı mı?
Cevat Ocak yönetime puan verdi?
Soru: Size göre bu sezon Trabzonspor başarılı oldu mu?
Cevap: Sezon başında üç hedef sunuldu. Şampiyonluk, Türkiye Kupası ve Avrupa Kupalarında tur atlamak. Bu hedefler için kadro kuruldu. Yabancı Teknik Direktör Bross göreve getirildi. Ama ilerleyen hafta görüldü ki Hugo Bross ile bu iş gitmiyor. Yani bir yönetim çok iddialı bir şekilde göreve getirdiği bir teknik adamı sezon ortasında gönderiyorsa bu kulübün doğru yönetilmediğini göstermektedir.
Sezon başı konulan 3 hedeften sadece Türkiye Kupası hedefi gerçekleşmiştir. Avrupa Kupalarından erken elenme ve Bursaspor’un şampiyon olduğu bir ligi 5. sırada tamamlamak elbetteki başarılı olarak değerlendirilmemelidir. Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş’a göre başarılı görünüyor olabilirsin ama hedef-sonuç ilişkisine bakıldığı zaman Trabzonspor’un başarılı olduğunu söyleyemeyiz.
Soru: Trabzonspor’un şampiyon olamamasını neye bağlıyorsunuz?
Cevap:Trabzonspor’un başarısızlığını tek bir nedene bağlamamak gerekir. Bir kere Trabzonspor nasıl şampiyon olmuş önce onun irdelenmesi gerekir ki nasıl şampiyon olacağını veya nasıl başarılı olacağı bilinsin.
Trabzonspor’un başarısızlığının altında tamamen kendi gerçeklerini ret etmek yatmaktadır. Trabzonspor ya Trabzon’dan yönetilmelidir yani kulüp Başkanı kesinlikle Trabzon’da oturmalıdır. Ya da Teknik direktörü Trabzonlu olmalıdır. Şampiyonluk dışında en başarılı sezonlarına baktığımız zaman 1994-95-96 Faruk Özak’ın Başkanlığı, 2003-2004-2005 sezonlarında Özkan Sümer ve Atay Aktuğ’un başkanlıklarında elde edilen 4 lig ikinciliği ile kazanılan 3 kupa benim bu tezimi doğrular cinstendir. Trabzonspor’u para değil kesinlikle akıl yönetmelidir. Para aklı bulmaz ama, akıl parayı bulur. Onun için Trabzonspor’un en başarısız dönemlerinin de paralı başkanlar ve yönetimler dönemine rastlaması asla bir tesadüf değildir. Bugün gelinen noktada da Trabzonspor kendi özünden uzaklaşmış, kendi gerçeklerini terk ederek yabancılaşmıştır. Kadrosunda 13 yabancı futbolcu bulundurmak Trabzonspor’un altyapısına ihanettir.
Soru:Türkiye Kupasının kazanılmasında Şenol Güneş’in rolü ne?
Cevap:Trabzonspor yönetimi bugün Türkiye kupası ile övünüyorsa yatıp kalkıp Şenol Güneş’e dua etsin. Yönetim tam da bitme noktasına geldiği anda Şenol Güneş kurtarıcı olarak önemli bir rol üstlendi. Tabi ki Şenol Güneş’i göreve getirmekte bir başarıdır. Ama asıl başarı onu sahiplenmektir. Bu anlamda Asbaşkan Hayrettin Hacisalihoğlu’nun büyük katkısı olduğunu biliyorum. Trabzonspor’da Asbaşkan-Teknik Direktör uyumu çok önemlidir. Yıllardır bu uyumsuzluk yüzünden Trabzonspor çok büyük sıkıntılar yaşadı. Bunlara örnek olarak Erol Tuna-Samet Aybaba, Ömer Sarı-Şenol Güneş, Haşim Sayıtoğlu-Ziya Doğan uyumsuzluklarını gösterebiliriz. Bu anlamda Hayrettin Hacisalihoğlu-Şenol Güneş uyumu Türkiye kupasının kazanılmasında da etkili olmuştur.
Soru:Bursaspor’un şampiyonluğunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cevap:Sezon başı takım kadrolarına baktığınız zaman Bursaspor, Trabzonspor, Galatasaray, Beşiktaş ve Kayserispor’un çöplüğü halindeydi. Trabzonspor’un gönderdiği Hüseyin, Mustafa Keçeli, Galatasaray’ın gönderdiği Ömer Erdoğan, Beşiktaş’ın gönderdiği Zapatoçni, Ali Tandoğan, Kayserispoor’un bıraktığı İvankov, Turgay Bahadır. Bu anlamda Bursaspor’un şampiyonluğunu çöplükten şampiyon çıktı şeklinde değerlendiriyorum. Böylesine bir kadro sezonu şampiyon tamamlıyorsa özellikle 4 büyük kulübün başkanları kara kara düşünmelidir. Yanlış transfer politikalarını yeniden gözden geçirmelidir. Teknik Direktör tercihlerini yeniden sorgulasınlar. Gerek Bursaspor, gerekse de Ertuğrul Sağlam bu şampiyonlukla çok önemli dersler verdi. Tabi alabilene..
Soru: İki yıl önceki kongrede Sadri Şener ve yönetimine büyük destek veren bir kişi olarak bugün yönetime bakış açınız nasıl?
Cevap: Öncelikle şunu belirteyim ki, bu yönetime destek verdiğim şartlar bugün de olsa yine destek veririm. Ama bu yönetimin her şeyi iyi yaptığı anlamına gelmez. Ben iyileri söyleyip yazdığım gibi yanlışları da söyleyip yazan birisiyim. Bu yönetimin kulübün gelirlerini artırıcı kaynak arayışlarını ne kadar doğru buluyorsam, transfer politikasını da o derece yanlış buluyorum. Hugo Bross’un getirilmesi ne kadar yanlışsa, Şenol Güneş’in getirilmesi o kadar doğru tercihti. Trabzonspor tarihinin en pahalı transfer harcamasını yapmalarına rağmen yine de arzulanan başarı gelmedi. Trabzonlu futbolcular takımdan dışlanmasını çok yanlış buluyorum. Trabzonspor’un gerçeklerine ve politikasına uygun transfer politikası yürütülemedi. Fiyat-Fayda karşılaştırması yapıldığı zaman transferde çok zarar edilmiştir. Kulüp ağır borç altına girmiştir. Daha az harcamayla bugünkü başarı da elde edilebilirdi.
Soru: Sezon boyunca futbolculara puan verdiniz. Yönetime de puan verecek olsanız 100 üzerinden kaç puan verirsiniz?
Cevap: Yöneticilerin yönetilen değil, yöneten konumda olmasından yanayım. Yani kararlar yönetim kurullarında alınmalıdır. Ama görüyoruz ki, Trabzonspor’da kararlar böyle alınmıyor. Bu yüzden yönetim kendi içinde parçalandı. İstifa edenler oldu. Bu da geçen Haziran ayında olağanüstü kongreyi getirdi. Başkan Sadri Şener ve yönetimi bu kongrede önemli oranda güç kaybetti. Bugün de görüyoruz ki, kararlar yine bir iki kişi arasında alınıyor. Yönetim kurulu toplantılarının yapılmıyor. Birçok yönetici takımla ilgili hayati kararları nerdeyse basından öğrenir oldular. Bu iyi bir yönetim anlayışı değil. Hugo Bross gibi yanlış hoca tercihi, Tony Silva gibi yanlış kaleci, Gökhan Ünal ve Teofilo gibi pahalı ve yanlış golcü transferi, Hüseyin’in yerine Tijikuzu tercihi..Personel alımlarında ve çıkarılmasındaki kriterler..Gelir-gider dengesindeki uçurum.. Bütün bunları topladığım zaman yönetime vereceğim puan 30 olur. Şenol Güneş gibi zor ikna olan bir ismi takımın başına getirdikleri ve kupayı kazandıkları için artı 25 puan daha veriyorum. Böylece Sadri Şener ve ekibine vereceğim toplam puan 55 olur.
Soru:Size göre nasıl bir transfer politikası izlenmeli?
Cevap: Ben Trabzon kentine, Trabzonspor’a uyum sağlayacak, paraya değil, formaya ve kariyere oynayacak futbolcuların transfer edilmesinden yanayım. Yıldız futbolcu değil, yıldız adayı futbolcular alınmalıdır. Bakınız Yıldız diye alınan futbolcular hiçbir fayda sağlamamış, aksine kulübü aşırı borçlandırmıştır. Ama bir Şota, Arçhil, Vugrineç, Aurello, Şimkovyak, Yattara gibi futbolcular isimsiz olarak alınmış ve Trabzonspor’da yıldızlaşmışlardır.
Ayrıca Trabzonspor, Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş’ın bıraktığı futbolcuyu da asla transfer etmemelidir. Bunlar Trabzonspor’un olmazsa olmazıdır.
Trabzonspor az ve öz futbolcu transfer etmeli. Tamamlayıcı oyuncularını da kendi bünyesinden temin etmelidir. Alınacak futbolcunun şehre uyumu çok önemlidir. İyi futbolcu değil, yararlı futbolcu alınmalıdır. Bir futbolcunun yararlı olabilmesi için de öncelikli olarak uyum sağlaması gerekir.
Soru: Gelecek sezondan beklentileriniz nedir?
Cevap: Öncelikli olarak Şenol Güneş’e güveniyorum. Alınacak futbolcular ne kadar katkı sağlar bilemem ama bugünkü kadroda birçok futbolcu onun elinde yıldızlaşacağını bekliyorum. Ayrıca Trabzonspor’un başarılı olması için iyi kadro kurmakta önemli değil. Önemli olan mevcut kadroyu yararlı hale getirmektir. Bunun için de Şenol Güneş’e büyük iş düşüyor. Şenol Hoca takımı en iyi şekilde hazırlayıp oynatacağına inanıyorum. Ancak, en büyük sıkıntı Aralık ayında olağan kongredir. Bu kongre öncesi Sadri Şener’i istemeyenler, Hayrettin Hacisalihoğlu’nu devirmek isteyen gizli eller saha içine de uzanabilir.
Trabzonspor’da şu bir gerçek ki, birçok yönetici, teknik adam, siyasetçi ve işadamı kendi dönemleri veya kendilerine yakın olmayan yönetimler dışında Trabzonspor’un başarılı olmasını istemiyor. Bu durum ister istemez kulüp etrafında bir çekişme yaratıyor. Bu çekişmede zaman zaman takımı olumsuz etkiliyor. Gelecek sezon için beni en çok endişelendiren kongre sürecidir. |
|
| Başa dön |
|
 |
umutberna Üye

Kayıt: Dec 28, 2007 Mesajlar: 265 Nerden: BURSA
|
Tarih: Sal Hzr 01, 2010 9:28 am Mesaj konusu: Gazeteci Cevat Ocak'in 31.05.2010 tarihindeki Röportajı |
|
|
Özyazıcı'nın TS'ye bakışı
31 Mayıs 2010 Pazartesi
Ahmet Suat Özyazıcı, Yazarımız Cevat Ocak’a konuştu:
Efsane Trabzonspor’un efsane Teknik Direktörü
Futboldaki İstanbul imparatorluğuna son veren adam.
4 kez şampiyon olan ilk yerli antrenör..
Ahmet Suat Özyazıcı..
Uzun yıllar Trabzonspor’un dışında, Kemeraltı No-6 adresinde görüş, öneri ve eleştirilerde bulunuyordu..
Teknik Direktör Şenol Güneş’in önerisi doğrultusunda 4 aydan beri Trabzonspor’un bizzat içine alınarak fikirlerinden yararlanılıyor..
Kendisinden Trabzonspor tesislerindeki 4 ayını değerlendirmesini istedim.
Tesislerdeki uyumunun çok iyi olduğunu, herkes profesyonel anlamda görevini yapma gayreti içinde olduğunu belirten Özyazıcı, “Bizim zamanda böyle değildi. Bir kişi aynı zamanda 3-5 kişinin de işini yapardı. Ama şimdi profesyonel bir anlayış var tesislerde. Tek eksik futbol takımının kalitesidir. Böyle bir profesyonel ekibe daha kaliteli bir futbol takımı sunmalıyız. Bu mevcut futbolcuların kalitesizliği anlamı taşımamalı. Sadece kaliteyi camianın beklentilerine cevap verecek şekilde artırmalıyız.” Dedi.
“Güneş çok değişmiş”
Özyazıc’ya Şenol Güneş’in Trabzonsporunu sordum. Önce Şenol Güneş’i anlattı:
“Şenol Güneş 10 yıl öncesine kadar çok değişmiş. Kendini yenilemiş ve geliştirmiş. Soruyor, soruşturuyor. Arıyor, araştırıyor. Her hafta bir araya gelerek o haftaki maçın değerlendirmesini yapıyoruz. Bize görüş soruyor. Bizde görüşümüzü söylüyoruz. Sonuçta son kararı o veriyor. Maçları tribünden izlemek eksiklikleri görme adına daha yararlı oluyor. Ben de maçları tribünden izliyor ona göre değerlendirme yapıyorum.”
“Nokta transfer yapılmalı”
Yeni sezondaki Trabzonspor’dan beklentilerini de anlatan Özyazıcı, “Trabzonspor yetiştirmek için değil yarıştırmak için futbolcu transfer etmelidir. Bunun için de nokta transferler yapılmalı. Bu konudaki görüşlerimizi de Şenol hoca ile paylaştık. Araştırma ekibindeki arkadaşlarımız da belirlenen mevkiiler için isimler belirliyorlar. Bu isimler araştırmalar sonucu ortaya çıkmıştır..Transfer için bir santrafor, bir orta saha oyun kurucu, bir stoper, bir de sol bek için araştırmalar yapılıyor. Orta sahadaki oyun kurucu ayaklarına hakim, iyi pas atabilen ve aynı zamanda duran topları iyi kullanabilen bir futbolcu olmalı. Çünkü son yıllarda Trabzonspor bu anlamda çok büyük sıkıntı çekiyor. Bunun için böyle bir futbolcuya da önem veriyoruz.” Dedi.
“Teofilo Brezilya Milli takımında oynar”
Devre arasında büyük umutlarla transfer edilen golcü Teofilo ile ilgili çok çarpıcı açıklamalarda bulunan Özyazıcı, “Teofilo kötü futbolcu değil. Ayaklarına hakim, oyun anlayışı iyi. Ancak savaşçı değil. Bu haliyle Brezilya Milli takımında oynayabilir. Ama Trabzonspor savaşçı kimliği ile maç kazanıyor. Yanı buradaki futbolcunun savaşması lazım. Onda da savaşçı kimlik eksik. Ayrıca da uyum sorununu bir türlü aşamadı. Ama sonuçta onunla ilgili kararı yine Şenol hoca verecektir.” şeklinde konuştu. |
|
| Başa dön |
|
 |
aniketus Çok Aktif Üye

Kayıt: 1127125877 Mesajlar: 1537 Nerden: istanbul
|
Tarih: Pzr Tem 25, 2010 2:59 pm Mesaj konusu: |
|
|
İnat ve İsyan: Trabzonspor
İsmail Güney Yılmaz
Zeki dayıma ve 16 Mayıs 2010 günü Fenerbahçe maçında ter döken tüm Trabzonspor futbolcularına ...
Futbol hakkında yazmak boş gelebilir. Eninde sonunda bir topun, bir kaleye sokulmasının amaçlandığı karşılıklı on bir kişiyle oynanan, çok kolay öğrenilecek kurallara sahip basit bir oyundur.Ama basit olduğu kadar güzeldir de şüphesiz. Ayrıca futbolun hemen her dönem egemenlerce halkı uyuşturmak, onun gazını almak için son derece başarılı şekilde kullanılabilen bir afyon olduğu da mâlum. Bu oyun hem sadece "gaz almak" için değil, aynı zamanda gaz vermek için de kullanılabilir, millî maçlarda yapılan faşist gösteriler bunun en iyi örneğidir. "Ölmeye, ölmeye, ölmeye giderler", "x milletinden piçleri s.kmeye giderler" !.. Ya da anti PKK gösterilerin de en çok görüldüğü alanlar asker cenazesi törenleriyle birlikte tribünlerdir. Futbol izleyicisi genelde, tıpkı topçuların ve yöneticilerin çoğu gibi câhil, kültürsüz ve bilgisizdir, çok kolay yönlendirilir. Özellikle şoven refleksler yönünde o kadar yönlendirilebilir ki bu kitle, olur olmaz durumlarda da karşımıza çıkabilir bu. Örneğin 90'ların sonlarında Ankara'da oynanan bir Gençlerbirliği Fenerbahçe maçında, çoğunluk taraftar tabiî ki Fenerbahçeliler'dir. Fenerliler'in "sarı lacivert şampiyon Fener!" ya da "s.kilmiş Gençler" tezahüratlarını doğal olarak bastıramayan Al Karalar'ın da aklına durup dururken "kahrolsun PKK !" diye bağırarak hem Fener leyhine; hem de kendi aleyhlerine tezahüratı bastırmak gelir. Gençler taraftarları -yaklaşık 2000 kişi- hep birlikte "kahrolsun PKK" diye bağırmaya başlayınca bir kaç on bin kişilik Fenerli taraftar kitlesi de katılır slogana ve stad inler. Böylece Gençler taraftarı da istemediği tezahüratlardan kurtulmuş olur (!)
Tahammülsüzlük, holiganizm,faşizm,düşmanlık gibi pek çok çirkinlikle iç içe de olsa futbol yine de her zaman güzel bir oyundur, tüm çirkinlikler bu güzel oyuna sonradan girmedir. Ben de bu yazıda birden bire bir şevkle içimden gelen konu olan Trabzonspor'u ve Trabzonsporlu olma ruhunu işlemek istedim.Güzel oyuna, Anadolu'nun bağışladığı en büyük güzelliği; Trabzonspor'u ... Bu konuyla ilgili bir yazı yazmak için içimi kaplayan isteği yenemedim ve kaleme sarıldım. Bu bir ilk olacak, ilk defa futbola dair bir konuyla ilgili olarak bir şeyler karalayacağım.
1986 doğumluyum. Yedi yaşıma dek Galatasaraylı'ydım, babam ve baba tarafımdan büyüklerimin çoğu Galatasaraylı'ydı çünkü. Bunun yanı sıra Galatasaraylı olmam doğum tarihim göz önünde tutulursa da normal karşılanabilir, keza o yılların en başarılı iki takımı Beşiktaş ve Galatasaray'dı. 1985-86 sezonundan, 1992-93 sezonuna dek olan sürece bakarsak Beşiktaş'ın 4, Galatasaray'ın 3 şampiyonluk kazanmış olduğunu görürüz. Bu yıllar içinde Fenerbahçe'ninse sadece bir (1988-89) şampiyonluğu vardır, yani bu büyük kulüp için o yıllar kayıp yıllardır denilebilir. Zaten sarı-lacivertliler şeytanın bacağını tam 7 sezon sonra -Fener için çok uzun bir hasretlik dönemi-, yine uzun yıllardır şampiyon olamayan -12 yıl- Trabzonspor'u 1995-96 sezonunda Trabzon'da 2-1 yenerek kırabilmişti. On yaşımdayken, şampiyonluğa bu kadar yaklaşan takımımın, çok iyi oynadığı maçta öne geçmiş olmasına karşın zaferi elinden kaçırmış olmasının, o yaşımda bende epeyce büyük bir travma yarattığını, uzun süre moral olarak toparlanamadığımı hatırlıyorum. Ertesi sabah, köyde -Rize'nin Pazar ilçesinin Xunar köyü- Feberbahçeli abilerimiz torpiller patlatıp, tezahüratlar yaparak kutlama yapıyorlardı, yanlarından geçerken Trabzonsporlu olduğumu bildikleri için bana laf atmaktan da geri durmamışlardı. Hatırlıyorum, zaten kötü olan moralim alt üst olmuş sinirle ve ağlamaklı eve koşmuştum. Teyzemin çocuğunun bir kaç ay önce onların köyünde yaptığımız ve benim azimle çalışarak mahalle takımımızın -K'ur3'ispor- kalecisi olmamı sağlayan "kalecilik antreman"larımızın hatırası olarak verdiği çubuklu Fenerbahçe formasını dolabın çekmecesinden çıkarıp elime aldığım gibi evin avlusunda bir dalın ucuna iliştirerek yakmıştım. Trabzonspor'un tarihini bildiğim için -altı şampiyonluğun dördünde Fener'le yarışmış, şampiyonluğu kaçırdığı zamanlarda da sürekli Fener'e kaybetmiş bir takımdan bahsediyoruz- zaten bir hayli gıcık olduğum Fenrebahçe'ye karşı duygularım artık sadece nefretti. Hoş Fener'e düşmanlık, sarı-lacivert renklere gönül vermiş olanların dışındaki taraftarlar için ortak paydadır zaten, bunun altında yatan sebep de, Fenerbahçe'nin diğer kulüplere karşı takındığı köklerindeki aristokratlıktan kaynaklanıyor olsa gerek kompleksli aşağılayıcı tavırdır.
Benim Galatasaray'ı bırakıp, Trabzonsporlu oluşumun hikâyesi, 1992 yazına, her zamanki gibi çay işleri sebebiyle İstanbul'dan memlekete gittiğimiz günlere dayanıyor.İşte o günlerden bir gün anne tarafımdan dedemin evini ziyaret için annem ve kardeşimle beraber annemin köyü olan Carcivat'a gitmiştik. Akşam, sobanın başında, çok erken yaşta kaybettiğimiz Zeki dayımla futbol sohbetine başlamıştık. Dayım beni Trabzonsporlu yapmak için büyük bir çaba sarf ediyordu, yok "senin bölgenin takımıdır", yok "karakterlidir, onurludur", yok "çok büyüktür", yok bilmem ne. Bayağı inat ettiğimi ve bu inadımda en etkili olan şeyin de Trabzonspor'un uzun zamandır hiç şampiyon olamamasının ve o zamanlarda da pek parlak bir durumda olmayışı olduğunu anımsıyorum. O "Trabzonspor" dedikçe, ben "Galatasaray" diyordum, "Trabzon !", "Gassaray !", "Trabzon !", "Gassaray !", "Trabzon !", "Gassaray !" ... En sonunda "tamam Trabzon be !" dedim, dayım buna çok çok sevinmişti ve benden bir daha Trabzonspor'u hiç bırakmayacağıma dair de bir söz almıştı. Dayımın bin bir propagandası sonucu takımımı değiştirip, yeni takımıma alışmaya çalışırken, yaz sonu İstanbul'a döndük ve ben ilkokula başladım. 1992-93 sezonu hem okula başlangıç tarihim; hem de benim ligde az çok takip ettiğim ve şimdi de bazı maçları hayal meyal hatırladığım ilk 1. lig sezonuydu. Trabzonspor'un o zamanlar pek de parlak durumda olmadığını söylemiştim, 1984'teki son şampiyonluğundan sonraki dönemde Trabzonspor, sezonu genellikle ya 3. ya da 4. bitiren bir takımdı. İşte az çok takip edebildiğim o 1992-93 sezonunda da Trabzonspor Beşiktaş'la İnönü'de oynadığı bir maçta 7-1 yenilmişti rakibine. Bu Trabzonspor'dan dolayı yaşadığım ilk büyük üzüntüydü, okuldan arkadaşların alaylarına maruz kalmıştım, zaten okuldan da mahalleden de koca arkadaş ortamında tek Trabzonsporlu bendim, saldırıları tek başıma göğüslemek zorundaydım. "Bırak o takımı" diyorlardı bana, ben bırakmamamak konusunda son derece kararlıydım. İşte o günlerde ben Trabzonsporlu olma duruşuyla ilk kez bütünleştiğimi, sonradan aklım daha çok ermeye başladığında anladım. "Duruş" kelimesi alelade kullandığım bir kelime değil, Trabzonsporlu olmak tam anlamıyla, isyanı, inadı, köhnemiş düzene karşıt olmayı ve devrim arzusunu içinde barındıran bir duruştu.Tabiî o zamanlar bunu böyle kelimelerle ifade edemiyordum ama "bile bile" (!) Trabzonsporlu olma durumumun içini çocuk aklımla "solculuğum"la doldurmaya çalışmam hâlâ aklımda. Dokuz yaşımdan sonra bu "solcu" olma durumuna, yok sayılan Laz kimliğimin farkına varmaya başlamam da eklendi sanırım. Yavaş yavaş ideolojik bakışım ve kavrayışım oturmaya başladıkça, sömürücülere ve haksız düzene karşı, ezilenleri ve devrimi savunmak bağlamında İstanbul oligarkları üç büyüklere ve bunların hegemonyasına karşı Trabzonspor'a daha bir tutkuyla bağlandım, elbette bunu çok da abartmamak kaydıyla. O 7-1'lik yenilgiden sonra takımımı o çocuk aklımla dahi bırakmamamda şimdi kim olduğunu hatırlamadığım Beşiktaşlı bir arkadaşça takdirle karşılanmam da -Beşiktaş'ı tutanlar genelde "iyi çocuklar"dı- Trabzonspor ısrarımda etkili olması da hafızamda kalanlar arasında .
Benim burada solcu olmakla Trabzonspor'u bağdaştırmam yanlış anlaşılmasın, Trabzonspor'un ve tüm Trabzonsporlular'ın solcu olduklarını iddia etmiyorum elbette. Zaten Türkiye'de "solcu" olarak görülebilecek takımlar sadece Adana Demirspor ve bir zamanların devrimci sendikalı işçi takımı Zonguldakspor'dur denilebilir. Diğer takımların içinde solcusu da, faşisti de, İslâmcısı da vardır. Ama solcuların takımı filan olmasa da Trabzonspor'un yaptığı işler -güçlü İstanbul takımlarına rağmen altı şampiyonluk ve diğer bir çok başarı- gerçekten devrimci ve doğal olarak "solcuca" işlerdir. Yani Trabzonspor, güçlü ve olanakları bol olanlara karşın kazandığı sayısız zaferle, inatçı, isyancı ve devrimci bir semboldür. Trabzonspor'u destekleyen herkes bunların bilincinde olarak bu takımı destekler ve gerçekte hangi görüşten olursa olsun, son derece sol dünya görüşüne ait olan bir şeyi farkında olarak ya da olmayarak desteklemiş olur. Trabzon kentinde geçmiş kültürel gelişkinlik ve zenginliğe ihanet edercesine yükselmiş olan tahammülsüz şovenizmse bu anlamda son derece trajik bir tezattır ne yazık ki *.
Bugüne dek çeşitli yayın organlarında, genelde politik ve güncel konularla ilgili olarak yazılarım yayınlandı. Şimdiye kadar futbolla ilgili olan bir konuda yazı yazmak aklımın ucundan dahi geçmemişti. Zaten futbolla yatıp kalkan bir adam da değilimdir - ki hiç tasvip ettiğim bir durum da değildir futbolla o kadar içli dışlı olma hâli- . Çocukken Trabzonspor'un delice fanatiğiydim, mesela hatırladığım bir olay var dokuz, on yaşlarımdan, sanırım Samsunspor'la olan bir maçtı, berabere kaldık diye ağlamıştım, o kadar hırsla bağlıydım yani. Bugünse yenilgi durumunda dahi -takımın kaderiyle çok çok ilgili olmadığı sürece tabiî- pek sıkıntı yapmam, sadece biraz üzülür ve takıma kızarım o kadar, derbiler ve önemli maçlar dışında takımın maçlarını izlemem/dinlemem bile. Yani bu anlamda çok da "iyi" bir taraftar sayılmam çoğuna göre. Ama bence hâlâ çok iyi bir Trabzonsporlu'yum. Takımımın tarihini ve misyonunu gayet iyi biliyor ve sahipleniyor, bir "bilinçli" olma durumu olarak gördüğüm Trabzonsporluluğumla gurur duyuyorum. Sadece top oynamaya gelmiş olan rakip takımın otobüslerini ve tribündeki bir avuç rakip takım taraftarını taşlamaktan büyük haz duyan; ya da sahada rakip takım futbolcularından çok "bizim çocuklar" üzerinde baskı oluşturan ve her maça giden çoğu "fanatik" renkdaşımdan da daha iyi bir Trabzonsporlu olduğumu düşünüyorum. Öyle ki 1996'da hem de kendi evimizde, üstelik rakibi eze eze oynadığımız maçta İstanbul oligarşisinin en haşmetli temsilcisi Fenerbahçe'ye kaptırdığımız şampiyonluk, hâlâ o günkü hissiyatla ve yarım kalmışlıkla içimi acıtır. O sene Trabzon'dan yükselen "Şampiyon bu sene Anadolu'dan !" sloganlarını yükselten ağızlar bir anda susmuş, tüm kenti ölüm sessizliği kaplamış ve geriye akıllarda ağzı purolu mafya babası Ali Şen'in küstah sırıtışları ve şampanya patlatmalı şampiyonluk kutlamaları kalmıştır. Sonra da o ""kötü adam"ın Fenerbahçe'nin şampiyonluğu almasını sağlayan Aykut ve Oğuz gibi takımın sembol isimlerini takımdan kovması. Çünkü Aykut ve Oğuz adam gibi adamlardı ve rakip takımın üzüntüsünü açıkça paylaşmışlardı, iyi adama o adamın başkan olduğu takımda yer yoktu elbet, Fenerbahçe denince akla gelen bu iki insan "yeterince Fenerbahçeli olmadıkları" (!) için çok sevdikleri takımlarından kapı dışarı edilmişlerdi.
Ama gün gelmiş, devran dönmüş, tam 14 yıl sonra Fenerbahçe şampiyonluğa koşarken lider girdiği son haftada Trabzonspor engelini aşmak zorunda kalmıştı. Ne Fenerbahçe yönetimi; ne eski başkan Ali Şen ne de taraftarlar Trabzonspor'u ciddiye almıyor ve maçı kazanıp şampiyon olacaklarına kesinlikle inanıyorlardı. Zaten Trabzonspor'un Türkiye Kupası finalinde Fenerbahçe'yi 3-1 yenip şampiyon olmasını iki takım arasında bir anlaşmanın sonucu olduğunu -lig Fener'in,kupa Trabzon'un!-, ayrıca Trabzonspor'un Anadolu'dan bir başka takımın -Bursaspor- çıkıp şampiyon olmasını, Karadeniz Fırtınası'nın "apoletler"ini değer kaybına uğratacağından dolayı istemediğini bordo mavililerin Fener'e "yatacağını" düşünen de çok sayıda insan vardı. Ama Trabzonspor çıktı ve onuruyla mücadelesini verdi. Fenerbahçe'yle 1-1 berabere kaldı, Beşiktaş'ı yenen Bursaspor şampiyon oldu !.. Türkiye Kupası finalinde Fenerbahçe'yi yenip kupayı alan ve Fenerbahçe'nin kupa hasretini de 27 yıla çıkaran Trabzonspor, o maçtan iki hafta sonra da hem de Şükrü Saraçoğlu'nda, hem de Fener son yılların en iyi futbolunu oynarken, hem de Fener şampiyonluğa bu kadar yaklaşmışken, üstelik Karadeniz ekibinin başında tıpkı 96'da olduğu gibi Şenol Güneş varken Fener'in elinden alıp şampiyonluk kupasını Bursa'ya verdi ! Hem 96'nın intikamını çok acı bir şekilde aldı; hem de Bursaspor'un şampiyon olmasını sağlayarak İstanbul oligarşisinin son 26 yıldır süren iktidarının devrilmesinde Bursa'nın mücadelesinin dışındaki en önemli katkıyı sundu. Önce Galatasaray'ın, sonra Beşiktaş'ın, en son ve en önemli olarak da Fenerbahçe'nin yoluna taş koyarak Bursaspor'un şampiyonluğunun bir nevi katalizörü oldu. Bursa'dan ve Trabzon'dan "Bu sene şampiyon Anadolu'dan" sloganları yeri göğü inletti !..
İşte ben bu sebepten Trabzonsporlu'yum. Trabzonsor bir ruhtur, bir gelenektir, ihitilaldir, efsanedir, paraya, pula ya da başka menfaatlere takımı satmamaktadır, kendini en büyük gören kâğıttan kaplanlara karşı kendi gücünün ve yapabileceklerinin farkında olmaktır. Üç büyüklerin hesabına olmadık çomaklar sokabilme, hesapları bozabilmektir. Beşiktaş taraftarı olan solcuların çoğunu bir kenara bırakırsak solcuların futbolla pek işi olmaz ya da en azından bunu pek belli etmemeye çalışırlar. Trabzonspor sempatizanı olan solcularsa farklıdır, Trabzonsporlu olduklarını gururla söyler ve kendi takımlarının tarihinden, kimliğinden ve zaferlerinden hararetle bahsederler, Kâzım Koyuncu da bu Trabzonsporlular içinde en ünlü olandır mesela. Solcular -çoğu kez de haklı olarak- futbolla ilgili olan taraftarlık durumunu küçümserken, Kâzım sırtında Trabzonspor formasıyla gururla gezerdi... Çünkü Trabzonspor farklıdır ... Çünkü Trabzonspor Anadolu'nun ve ezilmiş, hor görülmüş, dışlanmışların parlayan bir zafer simgesidir !.. Trabzonspor Anadolu'dur !.. İşte bu yüzden Trabzonspor, yirmi altı yıldır şampiyon olamasa da her sene gönüllerin tek şampiyonudur !.. Çünkü Trabzonspor özlenendir !..
* Trabzonspor teknik direktörü Şenol Güneş, Star gazetesiyle yaptığı bir ropörtajda Hrant Dink cinayeti ve cinayetten sonra Dink ailesine yaptığı ziyaretle ilgili olarak sorulan bir soruya verdiği cevapta Trabzon'un bu durumunu eleştiriyor, bkz. ;http://www.stargazete.com/pazar/altina-camur-atarsaniz-o-camur-sonra-size-bulasir-haber-235652.htm
Kaynak: Lazebura.Net _________________ VESTEL ALMIYORUZ VE ALDIRMIYORUZ !..
Dört büyük yok !..
Üç büyük ve TRABZONSPOR var !.. |
|
| Başa dön |
|
 |
umutberna Üye

Kayıt: Dec 28, 2007 Mesajlar: 265 Nerden: BURSA
|
Tarih: Pzr Ağu 01, 2010 3:26 pm Mesaj konusu: Adnan Sungur - Günebakış - 01.08.2010 |
|
|
Ne İStediği Bilmemek
Ünlü Fransız Bilgin Bacon, ‘Bilmek egemen olmaktır’ demiş uzun yıllar önce... Kısa bir cümleye ne büyük anlamlar yüklemiş... Bilgiden yoksun insanlar da, toplumlar da çok kolay aldatılır. Sanki lehineymiş gibi gösterilen birçok olgunun aslında hayatına kastettiğini bile algılayamaz bilgisiz insan ve toplum... En karşı çıkması gerektiği olaylarda bile egemenlerin ekmeğine yağ sürerler adeta. Nasıl bir sömürü çarkının içinde, hangi aldatmacalarla iliklerinin dahi emildiğinin farkına varamaz bu türler!
Siyaset dünyasında bunu hep yaşıyoruz.
Sporda da aynı olgularla sık sık karşı karşıya geliyoruz.
Ama futbolun çok iyi bilindiği söylenen Trabzon kentinin gözbebeği Trabzonspor’da bilgisizliğin alabildiğine topluma bilgi, birikim, üretim diye yutturulduğuna tanık oluyoruz ya işte buna tahammül etmekte zorlanıyorum...
Yıllık iznimin 18 günlük bölümünü yeni bitirdim. İzne çıkmadan önce her halde 15’in üzerinde forvetin ismini gazetemize taşımıştık. İnanın bunları yazarken utanmaya da başlamıştık. Çünkü o kadar ismi bizim uydurduğumuzu düşünmeye başlıyor sonuçta insanlar. Oysa yönetimin elinde sayısız oyuncu listesi var. Birçoğunun şartlarını öğretmeye, alma şansı var mı yok mu araştırmaya çalışıyorlar. Sonuçta alınabilir olarak kabul ettiklerinin peşine düşüyorlar. Ama her defasında duvara çarpıyorlar. O zaman başka kapılara yöneliyorlar. Benim izinde olduğum dönemde yönetimin listelerindeki isimlerden birinin işini bitirir diye düşünüyordum. Ama yanılmışım. Bu yönetimin çok yetersiz olduğunu biliyordum ama bu kadar da beceriksiz olabileceğini hiç hesaba katmamıştım.
Aslında olup biten beceriksizlikten de öte... Ne istediğini bilmemenin sonucudur tüm yaşananlar. Göreve, ‘61’leri toplayacağız. Yabancı olarak da komşu ülkelerden yıldız adayı futbolcuları alacağız. Futbola ve başarıya aç isimleri tercih edeceğiz’ diyerek geldiler. Çünkü önceki yönetimlerin, şimdiki yönetim tarzıyla kulübü batırdığını Sağır Sultan (!) bile duymuştu. Toplum nasıl motive ve manipüle edilebilirdi. ‘Borçsuz bir kulüp, orta vadeli plan ve programla birlikte şampiyonluğun en güçlü adayı olabilecek, kendi kimliğine dönüş yapacak Trabzonspor’ söylemi kulağa hoş geliyordu. Bu yönetim de o toplumsal beklentilere karşı caka sattı. Biz de o günlerde Şener ve ekibini bir öncekinden bir ölçüde daha samimi bularak kısmen destekledik. Fakat daha üçüncü ayları dolmadan kendi adıma hatadan döndüm, yönetimin uygulamamalarının Trabzonspor için bir felaket olacağına kanaat getirdim. Ve sürekli eleştirdim.
İyi ki de öyle yapmışım!
Çünkü gerçekten ne istediğini bilen, Trabzonspor’un ihtiyaçlarını tespit edebilen bir yönetim, olamayacaklarını Sadri Şener-Hayrettin Hacisalihoğlu ekibi o ilk 3 ayda göstermeye başlamıştı. Ve daha iki gün önce Hacisalihoğlu bir açıklama yapıyor. Diyor ki; “Bizim ilgilendiğimiz oyuncuların büyük bölümü Almanya, İspanya ikinci ligini tercih ediyorlar ama Trabzon’a gelmek istemiyorlar.”
Ne acı değil mi? Aslında 3 yıl önce bu gerçeği uzun yıllar önce görmeleri gerekirdi. Ancak göremediler, görmek istemediler. Bilmeliydiler ki, yıldız oyuncu buraya gelmez. Avrupa’da çıkışa geçen futbolcu, Trabzon’u düşünmez. Ancak normal bedelinin 2-3 katına, yani paranın yüzü suyu hürmetine bu kentin takımını tercih edebilirler.
Trabzonspor, Gürcistan, Bulgaristan, Yunanistan, Makedonya, Bosna Hersek, Romanya gibi ülkelerde gelecek vaat eden, yüksek hayaller peşinde koşmayan, işi sadece futbol oynayarak geleceğini planlamak olan isimlerle ilgilenmeliydi.
Ya da eğer uzak diyarlardan oyuncu alınması zorunluysa Afrika’ya ve Güney Amerika’ya karargah kurulmalı, bu Kıta’lardaki henüz keşfedilmemiş yıldız adaylarının peşine düşmeliydi. Trabzonspor ancak bu tür futbolcuları bütçeye fazla zarar vermeden ve kulübü banka faizlerine mahkum etmeden bünyesine katabilir ve orta vadede zirvenin en güçlü adayı olabilirdi. Satışlarından da önemli paralar kazanabilirdi.
Oysa tam tersi yapıldı.
Hiç olmayacak isimlere gidildi. O’nlar da, ismini, cismini bilmedikleri ve burun kıvırdıkları Trabzonspor’a ya peşinen ‘hayır’ dediler, ya da normal değerlerinin iki-üç katını istediler.
Bu tabii ki o futbolcuların suçu değil; Suç Trabzonspor’un kent yapısı, ekonomik büyüklüğü, sosyal yaşamı, ‘Dünya Yıldızları’nca nasıl görüldüğü konusundan bihaber yönetenlerindir. Yazık ki Trabzonspor, 3 yıla yakın süredir ne istediğini bilmeyen ama bilmediğini de bilmeyen bir yönetim tarafından uçuruma sürüklenmektedir. Dibe çakılmayı engelleyecek olan önemli bir olgu, takımın sezona iyi başlaması ve sonuç üretmesi...
Ve nihayetinde Aralık ayında kaliteli bir yönetim kadrosu oluşturulup, mevcutların bir daha kulübün etrafına bir daha yaklaşma cesareti gösteremeyecekleri şekilde hesap sorulmasıdır.
Umarım bu hesap tutar... Yoksa vay Trabzonspor’un haline!!! |
|
| Başa dön |
|
 |
umutberna Üye

Kayıt: Dec 28, 2007 Mesajlar: 265 Nerden: BURSA
|
Tarih: Cmt Eyl 04, 2010 4:00 pm Mesaj konusu: Cemal Ersel Milliyet |
|
|
Milliyet Gazetesi köşe yazari Cemal Ersel Fatih Tekke transferine farkli bir açidan yaklaşmiş. Yazar köşesinde şöyle yaziyor ;
Trabzonspor Tekke’yi alamazdı!
04 Eylül 2010
Bana göre transferin en büyük sürprizi Beşiktaş’a imza atan Fatih Tekke oldu.
Bordo-mavili takımdan ayrıldıktan sonra her transfer döneminde adı Karadeniz ekibiyle anılan Fatih’in dönüşü, bazı soruları da beraberinde getirdi.
Örneğin Trabzonspor golcü oyuncuyu alamaz mıydı?
Paranın konu olmadığını görüyoruz. Rubin Kazan’a ödenecek 750 bin euro bonservis ücreti yeni yetmelere veriliyor.
Ha keza Tekke’nin yıllık 1.5 milyon liralık ücretinin de Trabzonspor takımı içindeki dengeleri bozacağı söylenemez.
Öyleyse?
Sorun ya Trabzonspor yönetiminde, ya Tekke’de!
Veya her ikisinde!
Kentte sembol haline gelmiş ve işler her kötü gittiğinde tribünün kurtarıcı olarak istediği Tekke’nin Trabzon’dan koptuğu günleri anımsayın.
Gece yarısı Tekke ve eşinin araçlarının kurşunlanması, aynı saatlerde Gökdeniz Karadeniz’in arabası ve mağazasının da benzer bir saldırıya uğraması basit bir adli olay değildi!
Bakınız; Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi ile davanın görüşüldüğü Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi tutanakları...
İki yıldız oyuncunun başlangıçta masum gibi görünen, ancak zamanla içinden çıkılmaz hale gelen bazı ilişkileri, Trabzon’dan kopuş hikayelerinin ama temasıdır.
O ilişkilerin getirdiği sıkıntılar ortadan kalkmadığı sürece Fatih’in de, Gökdeniz’in de bordo-mavili formayı tekrar giymesi zordur.
Bu gerçeği başkan Sadri Şener ve yönetimdeki arkadaşları da iyi biliyor!
Mevcut durumu kabul etmek ve Fatih’in Beşiktaş’a transferini Trabzon’a yapılmış bir ihanet gibi algılamamak, herkesi rahatlatır.
Bazı defterler vardır. İstemeseniz de kapanmak zorundadır. İşte bu da öyle bir şey!
Merak ettim davada ne tür iddialer görüşülmüş araştirdim , 14.12.2006 tarihli dava tutanağında oldukça ilginç iddialar var. Aşağıda bu iddialarin ozetini veriyorum, isteyen http://www.haberler.com/erzurum-futbolcularin-otomobillerinin-2-haberi/ üzerinden haberin tamamina ulaşabilir.
"Sanıklardan Fatih Bulut'un iş ortağı olduğunu söyleyen Mustafa Akbayram, "Fatih benim iş ortağım. Hakan'la inşaat işi yapıyorlardı. Fatih Bulut bana geldi. Konuşuyorduk. 'Gökdeniz bana Veli Sezgin'i vurdurttu. Onu (Gökdeniz'i) vuracağım' dedi. Fatih Teke de 'Çocuğun bahislerden dolayı elinde avucunda bir şey kalmadı. Ayrıca Gökdeniz böyle bir şey yaptırmaz' dedi. Aramızda bu konuşmalar geçti" dedi. "
"Diğer tanık Nadir Sağlam ise, "Gökdeniz'in eşi Serra Karadeniz bana geldi. Hakan'ın Oflu olduğunu benim de Oflu olduğumu hatırlatarak, 'Hakan'la konuş bizi rahatsız etmesini engelle. Konuştuklarımız da lütfen aramızda kalsın, kimse duymasın' dedi. Ben de Sera Karadeniz'e, 'Hakan'ı tanımam' dedim. Daha sonra O dönem Trabzonspor'un kulüp başkanı olan Atay Aktuğ'a giderek, Serra Karadeniz'in bana söylediklerini ilettim" diye konuştu"
"Sanık Fatih Bulut ise, suçunu kabul ederek Gökdeniz Karadeniz'in de kendisi kadar suçlu olduğunu iddia etti. Fatih Bulut, kendisini şöyle savundu:
İşlemiş olduğum bir suç var. Bu suçu kabul ediyorum. Ancak Gökdeniz de benim kadar suçlu. Bir insanın milli futbolcu olması, suç işlemeyeceği anlamına gelmez. Futbol Federasyonu'nun yeni almış olduğu bir karar var. Bu karara göre Gökdeniz ceza alırsa futbolcu lisansı iptal edilecek. Bu nedenle herkes Gökdeniz'i koruyor".
"Savunma yapan diğer bir sanık Hakan Süleyman, "Ben Gökdeniz'i tanımam. Gökdeniz geldi ben ona sadece çay ısmarladım. Gökdeniz'i korkutan ve tehdit eden Fatih Tekke. Yaşanan olaylar faili meçhul kalmasın diye her olaya benim ismim yazılmış. Futbolcuları kurtarmak için kurban bensem, size güvenmekten başka çarem yok. Rezil oldum. Ben çeteymişim, bir tane silahım yok. Gökdeniz bana geldiğinde çay ısmarladım, haline üzüldüm. Yaşadığın olayları seneye unutursun diye teselli verdim. Gökdeniz'in Veli Sezgin'i vurdurduğunu, olayla ilgili beni sorguya alan polislere dahi söylemedim ki tutuklanmasın" diye konuştu."
Sanık Erdem Kılıç'ın avukatı Erol Gür, "Trabzonspor dezenfekte edilmek isteniyor. İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve Vali tarafından Trabzonspor dezenfekte edilmek isteniyor. Çünkü arada 150 milyon Dolar var. Gökdeniz ceza alırsa futbolcu lisansı iptal edilecek ve Trabzonspor kulübü büyük bir zarara uğrayacak. Olayın Trabzonspor'a yansıyacağı ekonomik boyutu kapatılıyor" dedi.
Görünen o ki hem Fatih hemde Gökdeniz kirli işlerin içinde olmuşlar ve bu durumda onlarin takimla bağlarinin bir daha kurulmayacak nedenle kopmasının nedenidir. |
|
| Başa dön |
|
 |
|
|
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
|
Powered by phpBB © 2001, 2002 phpBB Group
|